SAYIN ŞAMİL TAYYAR;
Yeşil Kuzey Irak’ta mı? Başlıklı köşe yazınızda değindiğiniz ve Yeşil Kod alı Mahmut Yıldırım’ın oğlu Murat Yıldırım tarafından babasını anlatan kitapta yapmış olduğunuz alıntılardan ‘’Malum, İranlı Simitko ve Esmaeli’nin cesetleri Silivri yakınlarındaki Değirmenköy civarında bulundu. Ama Tarık Ümit’e ait hiçbir bulgu yok. Silivri Jandarma Komutanlığı’nın olayla ilgili hazırladığı raporda, 14 Şubat 1995 günü Abdullah Baybaşin’in Altınkum sitesindeki evinde kurumuş ve uzun zamandan kalma kan izlerine rastlandı. Yeşil’in kitabında anlatılan Behçet Cantürk’ün Susurluk çetesi tarafından eroin kaçakçılığı yapan işadamlarına gözdağı amacıyla öldürüldüğü iddiasını hatırlayalım: ‘Eğer Behçet Cantürk’ü PKK’ya yardım için öldürdüyseniz eroin kaçakçısı Hüseyin Baybaşin’le neden işbirliği yaptınız?’Baybaşin ismine dikkat çekmek isterim. Sağlar ve Özgönül’ün kitabından şu alıntıyı da ekleyelim: ‘Tarık Ümit’in eski eşi ile Mehmet Ağar’ın şoförünün kardeşi Ömür Özçelik’in KKTC’de kurulan First Merchant Bank’a ortak oldukları belirtildi.’ O yıllarda Tarık Ümit’in kızı Hande Bilici’nin medyaya yansıyan şu açıklamalarını hatırlıyor olmanız gerekir: ‘Babam kaybolduktan sonra iki MİT görevlisi geldi. Babamın Mehmet Ağar’ın bilgisi dahilinde müşaviri Korkut Eken’in isteği üzerine özel harekatçı polislerce kaçırıldığını söylediler. Daha sonra Mehmet Eymür’le görüştüm, bana babamın öldüğünü söyledi’’ üzerine şu açıklamada bulunma gereği hisettim: ‘’ kitapta yazılan kurumuş kan izlerine rastlandığı söylentileri Türkiye Cumhuriyeti Devleti çıkarlarını kendi çıkarları için kullanan çetelerin söylemidir. Dönemin eski adalet bakanı Şevket Kazan’ın ortaya attığı bir iddia ve söylentidir. Bir basın nemsubu olarak yazıyorsunuz lütfen aynı soruyu; dönemin adalet bakanı dönemin adalet Bakanı Şevket Kazan’a sorunuz? İddia edildiği gibi Abdullah Baybaşin’in yazlığında kan izleri bulunduysa ve arama yapıldıysa kamuoyuna açıkalanan iddialar yalan değilse arama esnasında zabıt tutuldumu. İddia edilen kanın tahlili yapıldımı. Neyin kanıydı? Sayın Tayyar ben size şu açıklamayı yapmayı gerekli görüyorum. Anılan yerde Abdullah Baybaşin’in yazlığı yoktur. Hiç bir zamanda olmadı. O köyde bana ait yazlık bir site vardır. O sitedeki vilalarda o tarihten öncede sonrada halende kiradadırlar. Benim hiç bir zaman çete unsurları ile hiç bir işbilirğim olmamıştır. Benim hiç bir zaman uyuşturucu kaçakçılığı ilede hiç bir bağlantım olmamıştır. Benim babamın ve 11 dedemin gelir kaynaklarıda Diyarbakır’dadır. Bu bilgilerin tümü devletin ilgili kurumları tarafından bilinmektedir. 1989 yıllında devletin çıkarlarını kendi çıkarları için kullanan çetelere karşı İstanbul’da kendi iş yerimde basın açıklaması yaptım. Basın toplantısı bitmeden göz altına alındım. 17 gün işkenceye maruz kaldım. Bu hususla ilgili geniş bilgi www.huseyinbaybasin.com adresinden mavcuttur. Benimle ilgili bir çok yalan dolan ve kasıtlı yayınlar yapılıyor. Saklayacak hiçbirşeyim olmadığı gibi kimseye bir minetimde yok. Ciddiye aldığım basın yayın kuruluşlarını ve şahsiyetlere benimle ilgili yapmış oldukları yayına kısa izahat yanıt verme gereğini duyuyorum. Size gönderdiğim bu yazıyıda bu çerçevede değerlendirmenizi rica ediyorum.
BAYBAŞİN AÇIKLAMA: Bu listede adı geçenlerden biri de o dönemde siyaset-yeraltı dünyası bağlamında adı geçen ve sonradan yaptığı geniş açıklamalarla da tartışılan Hüseyin Baybaşin. Hollanda'da 1998 Mart ayından bu yana tutuklu bulunan Hüseyin Baybaşin, 12 Mayıs 2009 tarihli Hürriyet gazetesine de manşet olan "Yeşil" adlı kitaptaki kendisiyle ilgili iddialara cevap verdi.
YEŞİL'İN OĞLU ÖZÜR DİLEMELİ - Sayın Baybaşin, önceki gün basında isminiz Yeşil'in oğlu Murat Yıldırım'ın yazmış olduğu bir kitap ile gündeme geldi. Yeşil'in geçmişte sizi tehdit ettiği ve bunun karşılığında sizin Yeşil'e para teklif ettiğiniz, Yeşil'in kabul etmemesi üzerine Türkiye'yi terk ettiğiniz iddia ediliyor. Siz ne diyorsunuz? Yeşil denen adam ve fırsat düşkünü bu tür insanlar beni tehdit edemez ve bu imkana sahip olamazlar. Ben Yeşil diye biriyle ne görüştüm ne de muhatap alırım. Yeşil de ve Yeşil'in sülalesi de beni ve ailemi çok iyi tanırlar. Eğer Yeşil denen fırsatçının oğlu insan gibi yaşamak istiyorsa, babasının yapmış olduğu pisliklerden özür dileyecek kadar insan olmayı bilmesi gerekir. Yeşil ve Yeşil gibiler kahraman olamazlar, birer leş kargasıdırlar. Yeşil ve onun gibileri kahraman gibi göstermek geçmişteki iktidarların ucuz politikalarının ürünüdür. Tansu Çiller, kamuoyunun karşısına çıkıp bu fırsatçıları kahraman diye tanıtmasaydı ve bu leş kargalarının pisliklerine göz yumulmamış olsaydı, Türkiye Cumhuriyeti böylesi leş kargalarına muhtaçmış gibi bir görüntü oluşmazdı. Bir söz vardır: “Baş bozuk olursa, gerisini siz düşünün” diye. Uzun dönem devletin yönetimini işgal eden Süleyman Demirel gibi devlet adamları görevlerini dürüstçe yapmış olsalardı, Türkiye bugün Osmanlının müstemlekesi olan ülkelere muhtaç olmazdı. O dönem devleti yönetenlerin, kendi çıkarları için oluşturmuş oldukları boşluk, Yeşil gibi leş kargalarına yararlı olmuştur. Yeşil ve onun gibileri Türkiye Cumhiriyeti Devleti ve halkına zarar vermiştir. İnsanlıktan nasibini alamamış bu tür kişilikler devlete bir şey veremezler. Doğaldır ki, onun da oğlu onun seviyesinde olacaktır. Ben o sürece Türkiye de yalnızca tehdit edilmedim. İki ayrı kez kurşunlandım. Durumu olduğu gibi dönemin yetkilileri olan Mehmet Ağar, Hayri Kozakçıoğlu, Necdet Menzir ve İsmet Sezgin' e detaylı izah ettik. Dostum ve saygılı insan Recep Ordulu bu görevlilere birden çok kez durumu izah etti. Devleti yöneten bu şahsiyetler görevlerine yerine getirmedikleri için, ben de bu leş kargası çete sürülerine silahla karşılık vermemek için ülkemi terk etmek zorunda kaldım. Benim gibi binlerce insan bu nedenlerle ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Aynı gerekçelerle 10 binlerce insanımız bu nedenle hayatını kaybetti, hapislerde çürüdü. Bu durum zulüm ve çirkefliktir. Bunun tek sorumlusu da geçmiş iktidarlardır. Yeşil gibi leş kargalarına da cevap vermek zorunda kalmak istiyorum. Ancak bu çirkeflikten hesap sormak da bugünkü iktidarın görevidir.
- Peki kitaptaki ifadelerden, geçmişte basına yansıyan “Hedefteki İşadamları” listesi ve sonrasında bu listeden bir takım, Behçet Cantürk gibi insanların öldürülmesini Yeşil ve Susurluk Çetesi çekişmesi çerçevesinde mi görmek gerekiyor? Yoksa olayların üzerinden yıllar geçtikten sonra bu iddiaların amacı ne olabilir? Birilerinin devlet adına gidip insanları tehdit ettiği, öldürdüğü açıktır. Beni Yeşil tehdit etseydi, ben, onu ve sülalesini Türkiye den toz ederdim: Beni tehdit edenlerle ilgili geçmişte açıklamalarım oldu. Bu leş kargası benden para istememiştir ve isteseydi ben gerektiği gibi cevabını verirdim. Yeşil denen leş kargası ve onun gibileri o dönemden faydalanarak menfaat sağladıkları kesindir. Şimdi de onun oğlu aynı şeyi yapmaya çalışıyor. Ben konuyu özellikle Hürriyet Gazetesi'nin benimle ilgili böylesi önemli bir iddiayı bana sormadan manşete taşımış olmasını da basın ahlakına uygun bulmadım. |