1978 yılından itibaren Diyarbakır Uğurhan’da toptan manifatura kumaş işine girdim. Doğu ve güneydoğu illerinin yanı sıra Irak ve Suriye’ye de gitmiş oldum ticaret nedeniyle. 1980 yılında inşaat ve odun müteahhitliği yapmaya başladım. Muş ve Bingöl dağlarında odun kesimi ve dağıtımı yaptım. Tabiki inşaat alanlarında da faaliyette bulundum. Bina, yol, köprü gibi işleri yaptım. 1981 yılında yılında İstanbul’da tekstil işine girdim.Tekstilde ihracat yaptım. Aynı yıl içerisinde Topkapı Maltepe’de Tepsa tel plastik sanayinde plastik ürünlerin imalatını yaptım. Türkiye geneli satış ve pazarlama yaptım. 1982 yılında turizm işine girdim. Pilolog Tur ve Varol Turizm şirketlerimde Doğu ve Güneydoğu başta olmak üzere bir çok yere hizmet verdim. O yıllarda fabrikada grevlerle istihdamı engellemek devrimcilik, kendileri gibi düşünmeyenleri öldürmek de milliyetçilik sayılıyordu. Ben Diyarbakırlı Hüseyin ve Kürt Hüseyin kimliğimle herkesi iş sahibi yapmaya çalışıyordum. Dolayısıyla beni kendine bağlayamayanların hedefi olmuştum. Hem devrimciler hem de milliyetçiler kendilerinden olmayanı hedef gösteriyordu. Ülkeye ve halka sahiplenmek adı altında büyük bir sömürü vardı. 12 Eylül dönemindeki ve öncesindeki bir çok siyasi lideri tanıdım. Merhum Özal döneminin Anap’ı ve Ak Parti dışında ülkeye hizmet edeni görmedim. Devlet ve siyasi bürokratların arasında bulundum. Ama bir siyasi kimlik ve rol üstlenmedim. Gelirimin önemli bir bölümüyle burs verdim. Fakir ve yardıma muhtaç insanlara yardım etmeyi dedemin vasiyeti üzerine kendime görev bildim. Kimi güçler Diyarbakırlılığımı, Kürtlüğümü, maddi gücümü, tavırlarımı, açık sözlülüğümü kullanarak kendi çıkarları doğrultusunda kullandı. Ve kimileri de kendi pisliklerini ört bas etmek için bana saldırdı. Bu saldırılar sonucu hapsedildiğim de oldu. Ve en son böylesi bir saldırı sonucu Hollanda’da rehin tutuluyorum. Leş kargaları ve ihanet eden zayıf kişilikler olmasaydı dünya cennet gibi olurdu. Dünyanın nimetlerini görüp cennetti fark edemeyenlere kızmak mı gerekir üzülmek mi gerekir bilemem.
1988 yılından itibaren işsiz insanlara iş olanakları sağlamak ve bölgenin kalkınmasını sağlamak amacıyla daha önceden yapmış olduğum bilimsel araştırmalar neticesinde bölgenin kaynaklarını verimli kullanmak için Diyarbakır merkezli mermer ver taş işlerini iş dünyasına kazandırmak için 10 milyon dolar kadar bir para harcadım. Raif Türk ve yeğeni Latif ile birlikte çalışanlara hem maaş verdim hem de Kastamonu’dan ve Sinop’tan ustalar getirttim işi öğrensinler diye. O dönemde bir çok insana benzer şekilde iş öğrettim. Şimdi bölgede mermer sektöründe çalışan insan sayısı ve milyar dolarları aşan bir iş hacminde benim de bölgeye ve sorunlarına çözüm getirmeye katkım oldu demeye hakkım var.
Yapmış olduğum yatırımlar neticesinde bölgenin istikrarsız olmasını isteyen güçler de vardı. Ve ben bu tavırlarımla o karanlık güçlerin baş hedefi oldum. İş makinalarını ve araçları yakarak öte yandan personeli tehdit ederek yatırımları ve bölgenin kalkınmasını engellemek istediler. PKK bize devletin adamı diyordu devlet de bize PKK’nin adamı diyordu. Her iki tarafında sözcülüğünü yapmadığım için her iki taraftan da hedef halindeydim. Kürtlerin hemen hemen hepsi bu durumdaydı. Yani potansiyel bir suçlu gibi görüyorlardı. Bu böyle gitmemeliydi. Bu düşünceyle insiyatif kullanarak devlet denetiminde Kürt sorununun çözümü için 1993 yılından itibaren çalışmalar yaparak durumu güncelleştirdim. 1997 yılında taraflar görüştü ve çözüme doğru çalışmalar için adım atıldı. Türkiye’nin istikrar ortamına kavuşmasını istemeyen çıkarcı çevreler yeni seneryolar ve saldırılarla engel oldular.